(Kücük) çocukla Istanbul’da yollarda olmak ve gezmek
Ilk basta öğrendiğim, her konuda olduğu gibi evebeyn olarak da bu sehirde sabırlı olmak gerektiği, çünkü bazen cocuklu olup halka karışmak cok kolay olmuyor. Kaos teorisinden fırlamıs gibi bir sehir. Farklı düşünüp kendimi yeniledim. Yaşadığım farkındalıklara ilişkin gözlemlerimi paylaşmak isterim. Cıkış yolum pozitifler negatifler değil. Yaşayarak farkındalıklar.
Öncelikle bu mega kentin ulasım sorunu hepimiz biliyoruz. Belki de bu bizi bir yerlere gitmemeye de itiyor? Hic birsey engel olmamalı, hele bebeklik yaşından cıktıysanız ve bebek arabasını yanınızda taşımak zorunda değilseniz.
Zürih’de trene binmek ve A’dan B’ye ulasmak cok basittir. Haftada bir de olsa hayvanat bahcesi ziyareti yapardım. Istanbul’daki hayvanat bahcesine bir kere gittim ve bir daha da gitmemeye kesin kararlıyım. Gerek de yok zaten, onca farklı olanaklar sunuluyor bize bu sehirde. Bebekli olunca kolay olmuyor. Bebek arabası insanı bazen bağlıyor ve yorucu olduğu icin anne, cocuklarını alıp dısarı çıkmaktan uzaklaşıyor olabilir. Gezintiler tabii farklı bir boyutta o dönem. 2 çocuklu olunca olay daha da farklı bir hal alıyor; 2. çocuğu bebekken canta gibi her yere taşıyorsunuz. Çoğu zaman cimlerin üzerine bir örtü serip, bebekle birlikte güneşin tadını cıkarabilirsiniz, cünkü bu şehirde genellikle güzel hava hakim. Hergün ‘Bugün hava nasıl olacak?’ meteorolojiyi takip etmek gerekmiyor. Aylarca yağmur ve sis altında kalmıyorsunuz. Hayır, burada yağmur özleniyor ve yağdığı zaman hoşunuza gidiyor. Bebekliyken Caddebostan sahiline gidin , büyük cocuk bisikletine binerken siz de inlineskateleri takıp, bebek arabasını itebilirsiniz. Artık bebekler icin de oyun grupları oluşuyor ve anneler sosyal hayata bir adım atabiliyor.
Istanbul’da - kaldırım varsa bile - bebek arabası sürmek bazen işkenceye dönüşebiliyor, ayrıca insanların çoğu pek duyarlı olmadığından zik zaklar çizmek zorunda kalınabiliyor. Tabii ki Bağdat Caddesi’ni pusetle gezi güzergahımızın dışında tutuyorum! Kim caddede işi yoksa, egzoz kokulu bir yerde bebeğini dolaştırmak ister ki?
Zürih’te bir alışveris merkezi girişinde, siz yavaşınız diye insanlar önünüze gecer. Tramvay durağında coğu tempolu yürüyen üniversite öğrencileri yardım eli uzatmaktan cekinir. Benim başıma nadir geldi ama geldi, ama yine de tramvayn icinde bebek arabasını park edecek bir yer bulursunuz. Istanbul’daki banliyo trende ise hemen genci, orta yaşlısı size yer verir. Teyzeler, ablalar kızınızı kucaklarına almayı teklif eder. Ilk geldiğimde Istanbul’a, aklımda eski zamandaki korkunç tren hikayeleri vardı. Oysa gördüm ki Haydarpaşa-Gebze Banliyo çok da zevkli ve rahat bir yolculukmuş. Otobüsleri yorucu buluyorum, , 5-6 yaşında daha ayakta duracak kadar büyümemiş çocuğu yerinden kaldıran yaşlı kürk paltolu teyzeler bile var. Ê-5’te hızla ilerleyen otobüste o cocuk nereye tutunsun, dengesini nasıl sağlasın? Mecbur kalıyorum birini bir dizime diğerini diğer dizime oturtmaya. Umarım yanımdaki rahatsız olmaz. Oğlum iki katlı otobüsleri cok seviyor. Bazı günler yalnız 2 katlı otobüslere binebilmek icin yolculuk yaparız. Tabii üst katta en önde oturmak şartıyla. Oradan da kuş bakışı yola, insanlara, farklı eski Istanbul mimarisi evleri bakıp izleriz..
Gecen kıs ayı, komsum Selmin ve cocukları ile ben ve benim cocuklarla geziye cıktık. Arman 2 yasında, Selin 3 yasında. Koray 6 yasında ve Arda 7 yasında. 4 cocuk ile yola cıktık. Maltepe’den Cırağan Palace’taki “Çocuk Kitapları İlüstrasyonları” Sergisi’ni görmeye gittik. Tam bir macera yolculuğu idi. Önce arabayla arkada 4 cocuğu bir sekilde oturtuk. Bostancı’da park ettik.Yalnız insanlar tabii garipsiyor. Bunlar çıldırmış olmalı herhalde?. Nereye binsek hemen etrafı kaplıyorduk. Kadıköy’e indik, iskelede beklerken tabii çocuklardan o kalabalığın icinde kaybolmasın diye el ele tutusuldu. Uzun zincir oluştu. Simitlerimizi aldık ve vapura bindik. Tabii boğaz yolculuğuna doyum olmuyor. Cocuklar bir kere cok seviyorlar. Vapurda boğaz kokusunu alınca insan “Ahh ben istanbul’da yasıyorum,” diyor. Muhtesem bir manzara. Dolmabahce karsidan edamıyla sizi selamlıyor. Boğaz köprüsü her zaman arabalar üstünde vızır vızır ama burdan sanki karıncalar gibi gözüküyorlar. Denizin mavisi, martıların uçuşu hersey cok güzel. Hava soğuk da olsa mutlaka dısarda boğazın o rüzgarını kısa da olsa koklamak gerek. Vapurdan inis her zaman itis kakıstır. Onun icin her zaman bekleyip manzaranın tadını cıkartmalı. Beşiktas’ta inince Cırağan Palace’ın yolunu tutuk. Istanbul’daki taksi soförleri kısa yolculukları sevmez. Biz sansliydık o gün. Bizi bu kadar cocuklu görünce dayanamayıp Cırağan’ın ic kapısına kadar getirdi. Yani iyi soförlerimiz kesin var! Cığran’daki o misafirperverlik de gercekten cok farklı birseydi. Alt tarafı bir sergi gezeceğiz ama böyle bir yerde olması tabii herseyi cok renklendirdi. Onca in binden sonra ve 2 saat yakın bir yolculuktan sonra sergiyi 15dakikada gezdik, Çocukların hic biri de bu kısa sergi gezisinden mutsuz değildi. Koray ve Arda’nın Hezarfen Ahmet Çelebi ile tanışması ve ucuş pozisyonlu fotoğrafları beni mutlu etmişti. Cırağan bahcesi çocuklar tarafından keşfedildikten sonra aynı yolu geri döndük. Sonuc; yolda 4 saat gecti ve 15dk sergi gezisi ve az bucuk Kadıköy’de oyalanmadan sonra harika bir deneyim oldu.
Istanbul’da bir çok muhtesem restoran var. Artık cocuklu olup sigara icilmeyen bölüme bakıp “Ahh yinede geliyor kokusu” demek zorunda değilsiniz veya sigara icilmeyen bölüm icin 20 dk ayakta kücük cocukla beklemek zorunda değilsiniz. Fast Food lokantalarında cocuklu bölüme cıkacağım diye 4 kat cıkıp bebek arabasını ve 2 kücük cocuğu kücük merdivenlerde tasımak da gerekmiyor. Dumansız hava sahası en cok bizlere yaradı. Cocuklarınızı farklı kültürden farklı restoranlara götürün. Bırakın köfte patatesi bir kenara. Cukurcuma’da bir kafeye götürün, Beyoğlu’ndaki thai mutfağını deneyin, Sultanahmet’tki hint restoranına gidin. Her restoran çocuklusunz diye sizi kapı dısarı etmez. Garsonlar cok güler yüzlü ve ben henüz cocuk istenilmeyen bir ortam görmedim. Bu yemekler cok acı gelir cocuğuma sakın demeyin. Mutlaka birseyler bulursunuz veya özel bir cocuk menüsü bile hazırlarlar. Koray bebek iken ancak cocuklu gidilen yerleri, yemek beklenmeyen yerleri tercih ederdik. Zürih’te cocukların bazı restoranlarda istenmediği gibi bir izlenim oluşuyordu. Bebek arabasını koyacak yer, ufak bir oyun köşesi yok. Mızmızlanır diye korkardım. Gergin gergin hızlı yerdim. Oysa ki rahat olup, bugün de yemek yapmam gerekmedi diye tadını cıkartmalı!
Ağlayan zırlayan çocuklara galiba en cok Pazar günü Cadde’de Brunch yaparken tahmül edilmiyor. Gazetesine gömülmüs ve huzur arayanlar etraflarında cocuklu aileler olunca rahatsız olabiliyor. Gelecek neslin anneleri babaları simdiden bu gürültüyü istemiyor ama aldırıs etmeyin oranın simitini ve kahvesini cayını seviyorsanız gitmeye devam edin. Genelde zaten cocuklar şirinlikleri ile cevreyi fethediyor.
Istanbul’da en sevdiğim güzergah: Bostancı’dan trene binip Haydarpaşa’ya, oradan Kabataş’a gecmektir. Sonra ya Taksim veya Eminönü’ne rahatlıkla ulaşılabilir. Metro ulaşımı rahat ama ne kadar cok şehir içine giriyorsanız o kadar çalışan ve yorgun yüzler ile karşılaşırsınız. Birden bir anonim ortam oluşuyor. Olsun. Metro hızlı ve ulasmak istediğiniz yer hemen yanı basınızda. Istanbul Metros‘unda sonucta tek bir hat var, Londra metrosu gibi karmaşık değil. Bir kac dakika ayakta da durulabilir.
Istanbul‘un kalbi Taksim her zaman cıvıl cıvıldır. Kalabalık burada yaşanır. Bir gün yoktur boş günü. Hafta ici sabah 10.00 haric. Yalnız dükkanların önünü temizleyen, hızlı adımlarla işe giden kişileri görürsünüz. Diğer zamanlar Taksim‘in kalabalığın icinde tek anne olarak 2 cocuğun elini tutmak bazen güc olabilir ama tramvayı beklerseniz o bile zevke dönüsebilir. Istiklal caddesi‘nde öğrencilerin pantomim gösterisi. Fransız kültüre dalmayı unutmayın her zaman cekici bir sergi vardır. Cocuklarınıza sessiz olmayı bu binada ögretebilirsiniz veya onlar öğretir!
Yazın cok sıcak diyip evden cıkmak istemeyenler icin Istanbul Modern cok iyi gelir. Nefis yaz rüzgarından bir Vapur gezisi ve ardından kısa bir yürüyüş. Sabah erken çıkarsanız mutlaka sahildeki Güllüoğlu‘nda su böreği yemeyi ihmal etmeyin. Ardından kısa bir yürüyüş var yol üstünde Fransız gecidine mutlaka bir dalın. Istanbul Modern cok ferah. Bir cok da cocuk atölyeleri olması nedeniyle, cocukları sanat ile tanıstırmak için güzel bir mekan. Istanbul Modern’e gitmeden önce endişeliydim. Acaba ufaklar mı? Henüz hazır değiller mi? Sıkılırlar mı? Yorulurlar mı? diye aklımdan gecmişti. Kesinikle ne yaş olursa olsun gidilmeli! Hangi gelişme aşamasında olursa olsun. O renkli tablolar çocukları kendine çekip birşeyler gösterecekler. Benimkiler o büyük tablolara hayran kaldılar. Kısa sanat filmlerini izlediler. Koray farklı resim tekniklerin olduğunu burada keşfetti. Fotorafın da bir sanat dalı olduğunu burda öğrendi. Selin ise evde sulu boyalarla çizgi karalamaların burada büyük boylarını gördü. ‘Başkaları da yapıyor bak?’ sözleri hala kulağımda. O günden sonra sulu boya yaparken büyük boy resim defterine gectik. O gün buraya ikisiyle geldiğime değdiğini anladım.
Arkeoloji Müzesi: Bu gezi de yeni farkındalık yarattı bende. Istanbul’da bu tarih sanat gezmelerinin çocuklarımın kardeş ilişkilerine cok iyi geldiğini fark ettim. Evde çıkmadan önce ikisi de mızmız kedi gibi birbirini yerken. Eyvah bugün cıkmasam mı? dedirten durumlar oluşmuştu ama dışarda Selin’in sürekli ağabeyinden birseyler öğrendiğini, Koray’ın da kardeşine sahip çıktığını gördüm. Tabii meraklı bir 5-6 yaş cocuğunuz varsa, önce evde tarih bilgilerinizi kısa bir gözden geçirin. Ciddi karmaşık sorularla karşılabilirsiniz. Müzenin çocuk bölümü küçük ama şirin. Cocukların boyunda olması sayesinde o zaman henüz 3 yasında bile olmayan kızımı sürekli cam hizasına kaldırmak zorunda kalmadım. Hepsini teker teker incelediler. Mızmız kedi o gün bize bir daha uğramadı. Ertesi sabah, legolardan bir müze yapıldı ve akılda kalan heykeller büyük resim kağıdına aktarıldı.
Demek istediğim: Istanbul çocuklu da olsanız yaşanması güzel ve her gün yeniden keşfedilebilir. Çocuklarımız ve biz evebeynler de bu gezilerle hayatı öğreniyoruz. Tecrübe kazanıyoruz. Işiniz yoksa AVM’de, bırakın o tür gezileri, bırakın cocuklar Ada’da bisiklet turu yapsınlar, Kadıköy’de klasik cocuk konseri dinlesinler, sanat evleri ile tanışınlar, tarih nedir ? heykel görsünler. Sular eskiden nerede toplanıyormus? Sehir suyu nasıl karşılanıyormuş? Medusa diyip kelime hazinesini geliştirsinler. İTÜ bilim merkezinde kara deliği keşfedip karnınıza sorularla delik açsınlar. Belgrad ormanı’nın doğasını yaşayıp parkurda yapabildiklerini kendilerince yapsınlar. Çocuk Kütüphanesi nedir öğrensinler. Kadıköy sarraflarında 2. el çocuk kitaplarını seçsinler.
Yaşayarak görsünler izlesinler oynasınlar keşfetsinler, okuldan daha çok öğreniyorlar. AVM’de fast food salonlarını , Jetonlu oyun yerlerini doldurmayın. Oyun salonlarında büyük dev ekranının karşısında cocuğunuzu kucağına alıp savaş oyunları oynamayın. Bu şehrin çocuklu tadını cıkarın! Siz de onlar da yeni farkındalıklar yaşayın.
Manolya Sacli















Manolyacim, yazini okuyunca inan Istanbul´da yasamak arzusu uyandi icimde, öyle güzel anlatmissin ki, sanki vapurda elimde bir simit bogaz kokusunu icime cekmis gibi oldum, cok tesekkürler, eline ve yüregine saglik...sevgiler Adalet