• warning: tempnam() [function.tempnam]: open_basedir restriction in effect. File() is not within the allowed path(s): (/var/www/vhosts/cocuksevgisi.net/httpdocs:/tmp) in /var/www/vhosts/cocuksevgisi.net/httpdocs/includes/file.inc on line 799.
  • Dosya oluşturulamadı.
  • warning: tempnam() [function.tempnam]: open_basedir restriction in effect. File() is not within the allowed path(s): (/var/www/vhosts/cocuksevgisi.net/httpdocs:/tmp) in /var/www/vhosts/cocuksevgisi.net/httpdocs/includes/file.inc on line 799.
  • Dosya oluşturulamadı.

Kardeşlik, nefret ve sevgi arasında gidip gelen bir medcezir gibidir. Hayatımızın bu en uzun ilişkisinde,kardeşlerimizi biz seçmemiş olsakta,bir ömür boyu kaderlerimizi paylaşırız.

Bu ilişkiyi olumlu olumsuz etkileyen biz ebeveynleriz aslında!

Harika iki çocuğum var ve ikiside cok farklı kişisel özellikler taşıyorlar. Oğum Koray 5, kızım Selin 2 yaşında. Iki çocuklu olmanın tek çocuklu olmaktan cok farklı olmayacağını düşünmüştüm. Beni tek düşündüren , yeniden sayısız uykusuz geceler ve uyku düzenini kurmak idi. Gördüm ki kardeş olsalar dahi her çocuk çok farklı. Öerneğin Selin 2 aylık olduktan sonra problemsiz bir şekilde uykuya dalıp sabaha kadar uyuyabiliyor.Yani bu konuda ki korkum oldukça yersizmiş.

Hamileyken daha cok, birinci çocuğumuzu yeni bir kardeşe nasıl hazırlayacağımıza dair kitaplar okuruz peki ama ya sonrası?

Bu yaz tatilinde, ikisininde evde olması, aralarındaki kıskanclığı dahada alevlendirdi.
Koray, odasında kendi hayal dünyasına dalıp, özenle seçtiği lego parçaları ile kocaman renkli kulesini oluştururken, bir anda küçük kardeşi Selin odasına girip bir dozer gibi herseyi yıkıp geciyordu. Koray hemen ağlamaya başlıyordu ve ben çaresiz bir sekilde “O daha cok küçük, bazı şeyleri anlamıyor“ desemde, Koray hem ağlayıp hem hırçınlasıyor, kasıtlı yaptığını düsünerek Selin‘e düşmanca bakışlar atıyordu. Nedense Selin’in dil gelişmi ilerledikce herseyin dahada rayına oturacağını düşünmüştüm. Oysa yanılmışım. Bu seferde „BENNIMMMM“ kavgası başlamıştı. Aylardır kütüphanede duran bir kitap, raflarda neredeyse tozlanmış bir oyuncak ve hatta bir diş fircası için bile kavga yaşanıyordu. Tam konsantre olmam gereken durumlarda, birden yukarıdan çığlık sesleri geliyordu. Oyun mu?, şaka mı? yoksa kavga mı? gerçekten anlamak güctü. Bende, günün sonunda yorgun ve pilim bitmiş bir durumda olduğum için “Hemen ikinizde odanıza“ diye sesimi yükseltiyordum. Sesimi yükselterek bir yere varamıcağamı bildiğim halde bu kapana düşüveriyordum. Bu da kendimi kötü hissetmeme neden oluyordu. Bu durum ilerledikce fiziksel itiş kakışlara dönüşüp dayanılmaz bir hale geliyordu. Tabii dakikalarca beraber oynadıkları da oluyordu ve benden birşey isteyince birlik olup kenetlenerek beni etkilemeye çaliştıklarıda oluyordu.
Bu hayat benim içinde yeniydi. Yıllarca çalışmış,yöneticilik yapmış biri olarak, son iki yıl evde oturararak iki cocuğun bakımı ile ilgilenmek , ev işlerini halletmek ve hergün ne yemeği pişireceğimi düşünmek,gibi günlük işlerin yanısıra sürekli yeni bir konu ile karşı karşıya kalıyordum.Söz konusu olan çocuklarımdı.Yetişkinlerle oturup problemlerimi konuşarak haledebilirken, karşımda iki küçük çocuk vardı. Onlarla iletişim yolum daha seckin ve farklı olmalıydı.Bu yüzden mümkün olduğunca bilgi toplamaya çalıstım. Onca işin arasında kendime zaman ayırmak bir mucize gibiydi. Internetten, baş ucu kitaplarımdan kısa kısa bilgilerden bu konu hakkında bilgi toplamaya calıstım. Evdeki kütüphanemizdeki kitaplardan birinde,bu konuyla ilgili ,kısa bir şekilde „Paylaşılmayan oyuncağın hemen ellerinden alınması gerektiği“ yazıyordu. „Tamam“ dedim „Bu problemi çözdüm herhalde!“ Doğru, bu bazen işe yarayabilirdi ve bazen gerçekten yaradı ama Koray kendince oyuna daldığı vakit rahatsızlık veren kardeşi Selin, elindekileri almaya calışıp hemen dikkati ağlayarak üzerine çekmeyi başarıyordu. Oyuncağı alıp kaldırdığımda, Selinin o timsah gözyaşlarının ardındaki ifade „Kurban benim!“ diye haykırıyordu. Tabii diğer yandan Koray da isyan bayraklarını çekmeye ve Seline dönüp: „ Hep senin yüzünden“ diye çıkışmaya başlamıştı.

Başka bir kitapta ise „Çocuklar sorunlarını kendi aralarında haletsinler“ diye yazıyordu. Küçük oldukları için bu bana cok mantıklı gelmemişti. Sonra onları oynarken bir dedektif gibi gözlemledim ve oyuncak kavgası başladığında bekledim. Evet Koray‘ın elinden oyuncağı aldı ve hemen bir çıglık koptu ama ben varım diye sanırım Koray o anda Selini de oyununa dahil etti ve zevkle birlikte gülüp oyuna devam ettiler. „Hep böyle olsa keşke“ dedim içimden ve onları bu sefer kendi hallerine bıraktım. Uzun uzun bekledikten sonra, gelen çığlık sesleri artınca müdahale etmeye gittim. Selin kucağıma gelip „Acıdı“ diye inledi. Ilk onu kucağıma alıp, „Koray niçin kardeşinin canını yakıyorsun“ dediğimde. „Oda beni ısırdı!“ dedi. Bundan sonra kavga ettiklerinde sürekli en ufak şeyde şikayet geliyordu ve kucağa alınmak isteniyordu. Aralarında sanki sevgi yarışı vardı. Dikkatimin yalnız kendilerinde olmasını istedikleri ortadaydı. Ikisininde evde olması tabii işimi zorlastırıyordu. Onlarla tek tek ancak cok kısa ilgilenebiliyordum ve bu da onlara yetmiyordu. Coğunlukla hep beraber oynanıyordu. Ayrıca yaz tatili araya girdiği için Koray ile de birlikte uzun zamandır yalnız birsey yapmamıstık.
Sabırlı bir anne olmaya calışsamda, çaresizliğimin sinirlerimi iyice gerdiğini ve bir süpernova patlamasına geldiğimi seziyordum. Rezervlerim tükenmiş durumdaydı. Sağda solda kısa kısa okuduklarımın bana yetmediğini anlayarak bir an evvel denge kurmam gerekiyordu. Kitap araştırmasına girdim ve kendime uygun bir kitap buldum. Kitabı (annem sağolsun çocuklarla bir kaç gün ilgilendi) bir solukta okudum.

Kardeşler arasında, arada sırda kavga etmeyen, rekabet etmeyen ve birbirini kıskanmayan yoktur. Derin nefes alabiliriz ve bilincimize çocuklarımızın arada sırada kavga etmesinin tamamen doğal olduğunu söyleyebiliriz. Kavga ve rekabet kardeşler arasında doğal birsey olduğunda onların kişisel gelişimi içinde oldukça faydalı. Yalnız, bu rekabet çocuklar arasında sürekli bir nefret ve aşağılanmayla bitmez ise! Kardeş kavgasında çocuklar sınırlarını hissediyorlar ve öğreniyorlar. Yaşıtlar arasında kendini ifade etmeyi ve savunmayı da. Yaralanmanında ne kadar acıtabileceğini öğreniyorlar. Kardeşler, anlaşarak uzlaşmanın daha doğru olduğunu ve ortak bir çözüm bulmanın, problemler icin dahada değerli ve özel olduğunu deneyimliyorlar. Eğer bu denge oluşmazsa bu durum evde ciddi problemlere dönüşebilir.Çocuklardan biri ebeveynlerin beklentilerini yerine getiremediğinde sürekli bir rekabet ortamı oluşur ve zayif olan kardeşin özgüveni zedelenebilir. Tabii ebeveynlerin sergiledikleri yetiştirme biçimi ve davranışları, çocuklar arasındaki bu rekabetin kişisel gelişimlerine katkı sağlamasına veya duraklamasına neden olabilir.

Ben bu kıskançlığı aza indirebilmek için önce kendimden başladım. Ev işlerini biraz azaltabilmek icin yardım aldım. Bu sırtımdaki yükü biraz hafifletmisti. Sonra Koray’a yöneldim. Onunla yalnız kalabildiğim zamanlar genelde onu yatağına yatırmadan önce oluyordu. Ona sevdiğim yeteneklerini, gün içinde kardeşine karşı sergilediği pozitif hareketleri iletmeye çalıstım. Bu ona güven duygusu veriyordu ve cok mutlu ediyordu ve böylece ilk çocukların yaşadığı ’tahttan indim’ sendromu azalıyordu.

Kavga başladığında bekleyip alevlendiğinde „ Ne oldu? Ne bitti? diye sormuyorum.Ikisini de kucağıma alıp: “Bakın birbirinizle iyi oynayın ve paylaşın!” “Oyuncaklar paylaştıkca zevkli olur !” diyorum. Birbirlerinden özür dilemelerini , sarılmalarını sağlıyorum. Bazen Selin Korayı cok rahatsız ediyorsa, odasına gidip kapısını kapatırsa rahatsız edilmeyeceğeni söylüyorum. Legoları yıktığında, aslında Selin’in ona yardım etmek istediğini, ama nasıl edilmesi gerektiğini bilmediği için kırdığını ifade ediyorum. Ağlama kesildikten sonra, odada kendi başlarına tekrar oyuna dalabiliyorlar. Ben aralarına bir yargıç gibi değil, bir danışman gibi, Koray’ın kardeşine, ne yapabileceğine veya ne söyleyebileceğene dair yardımcı oluyorum. Bu bizde cok işe yarıyor. Cizgi film Caillou bana cok destek oldu bu konuda. Beraber izleyip, caillou kardeşine örnek bir davranış sergilediğinde, Koraya dönüp “Bak kardeşine nasılda yumuşak davranıyor ve kardeşiyle oyuncağıni paylasiyor” diye sohbet ediyoruz.

Övgü cok önemli ama yaparkan doğru yapmak gerekiyormuş Övgüyü adlandırmak önemli. “Bunu harika yapmışsın” yerine, “Masayı topladığın icin teşekkür ederim” gibi. Talimatlarıda pozitif ifade etmek gerekiyormuş .Örneğin” Selin bağırma” yerine,”Selin kısık sesle konuş lütfen!”gibi.

Çocuklarınızı hiç karşılastırmayın. “Bak Selin odasını topladi, seniki dağınık!” Bu onlara “Demek ki Selin’i benden daha cok seviyor” cağırışımı yapıyor. Bilhassa okul çağındaki kardeşler arasındaki kıskançlık, notlar yüzünden kızışabilir.” Bak Selin Matematikten 10 almis!” yerine ebeveyn ile çocuk kendi aralarında konuşmalı.
Çocuklarımızın sınırlara ve kurallara ihtiyaçları var. Sınırları koyunca da bunu açık bir dil ile adlandırmak gerekiyor “Selin’in canını yakmanı kabul etmiyorum” sözünde. ona bir çizgi verip hangi davranişlari kabul edip etmediğinizi sergilemiş oluyorsunuz.
Kavga etikleri zaman, eğer kim kurban kim saldırgan biliyorsanız, kurbana değil, önce saldirgana dönüp: “Düşündüklerinin hepsi kabul edilebilir ama düşündüğün veya hissetiğin gibi davranmamalısın. Bu, biz büyükler için de geçerli öyle değilmi ? gibi.
Size sürekli şikayete geldiği vakit: „ Su an ben seninle ilgileniyorum, şuan senin duyguların önemli!“ gibi.

Cocuk yetistirirken her konuda olduğu gibi bu konuda da tutarlilik cok önemli. Biz,ebeveynler olarak, çocuk yetiştirirken sürekli kendimizide gelistirmemiz ve teoride okuduklarımızı , kendi aile ortamımıza uyarlamamız gerekiyor.



Manolya Sacli

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız